İstanbul’da beklenen olası büyük deprem yıllardır kamuoyunun en önemli gündem maddelerinden biri olmaya devam ediyor. Marmara Denizi’nde biriken enerji, Kuzey Anadolu Fayı’nın deniz içindeki segmentleri ve 1999 Marmara Depremi sonrası oluşan stres transferi üzerine yapılan çalışmalar, farklı senaryoların ortaya atılmasına neden oldu.
Yer Bilimci Prof. Dr. Şener Üşümezsoy ise bu yaygın senaryolara karşı çıkan isimlerden biri olarak yeniden dikkat çekti. Üşümezsoy, özellikle Adalar segmentinde 7 ve üzeri büyüklükte bir deprem beklentisinin bilimsel verilere dayanmadığını savundu.
Marmara’daki Fay Sistemi Tek Parça mı, Segmentli mi?
İstanbul depremi tartışmasının temelinde Marmara Denizi altındaki fay sisteminin yapısı yer alıyor. Bazı bilim insanları, Kuzey Anadolu Fayı’nın Marmara içindeki segmentlerinin birlikte kırılabileceğini ve bunun 7.2–7.6 büyüklüğünde bir deprem üretebileceğini öne sürüyor.
Üşümezsoy ise Marmara’daki fay yapısının segmentli olduğunu ve tek parça, devasa bir kırılma senaryosunun jeolojik gerçeklikle örtüşmediğini ifade ediyor. Ona göre her segment kendi dinamiğine sahip ve enerji birikimi farklılık gösteriyor.
Bu yaklaşım, “tek büyük Marmara depremi” söylemine doğrudan karşı çıkıyor.
“Adalar Hattında Büyük Deprem Beklentisi Gerçekçi Değil”
Prof. Dr. Üşümezsoy’un en net çıkışı Adalar segmenti üzerine oldu. Kamuoyunda sıkça “en riskli alan” olarak gösterilen bu hattın, 7 ve üzeri büyüklükte deprem üretecek yeterli stres birikimine sahip olmadığını savundu.
Üşümezsoy’a göre:
-
Fayın uzunluğu ve yapısı bu büyüklük için yeterli değil
-
Stres birikimi sanıldığı kadar yüksek değil
-
Enerji transferi hesaplamaları abartılı yorumlanıyor
Bu açıklama, Marmara’daki deprem riskine dair hâkim görüşle önemli bir çelişki oluşturuyor.
Silivri-Kumburgaz Hattı: Daha Olası Senaryo
Üşümezsoy, riskin tamamen ortadan kalktığını söylemiyor. Ancak dikkat edilmesi gereken yerin farklı olduğunu vurguluyor.
Silivri ile Kumburgaz arasında uzanan yaklaşık 25 kilometrelik segmenti işaret eden Üşümezsoy, burada 6.0 ila 6.5 aralığında bir depremin mümkün olabileceğini belirtiyor.
Bu büyüklükte bir deprem:
-
İstanbul genelinde güçlü şekilde hissedilir
-
Zayıf yapı stokunda hasara yol açabilir
-
Ancak 7.5 büyüklüğündeki bir senaryo kadar geniş çaplı yıkım üretmeyebilir
Bu ayrım, risk algısını doğrudan etkileyen bir unsur olarak öne çıkıyor.
1999 Sonrası Enerji Transferi Tartışması
1999 Gölcük ve Düzce depremleri sonrası Marmara Denizi içindeki segmentlere stres transferi olduğu uzun süredir dile getiriliyor. Bazı araştırmalar, bu transferin Marmara içindeki fayları tetikleyebileceğini öne sürüyor.
Üşümezsoy ise bu hesaplamaların abartıldığını ve Marmara’daki enerji birikiminin tek bir büyük kırılmaya yetecek düzeyde olmadığını savunuyor.
Bu noktada bilimsel modelleme yöntemleri, sismik verilerin yorumlanışı ve fay geometrisi konularında ciddi görüş ayrılıkları bulunuyor.
Deprem Söylemi ve Kamu Politikaları
Üşümezsoy açıklamalarında deprem riskinin siyasi ve ekonomik boyutuna da değindi. 1999’dan bu yana “büyük İstanbul depremi geliyor” söylemi üzerinden önemli finansal kaynaklar sağlandığını iddia eden Üşümezsoy, bu kaynakların yeterince verimli kullanılmadığını savundu.
Bu açıklama, kentsel dönüşüm projeleri, afet bütçeleri ve uluslararası fonların kullanımına ilişkin yeni tartışmaların kapısını aralayabilir.
Asıl Sorun: Yapı Stoku
Uzmanların büyük çoğunluğu, deprem büyüklüğünden bağımsız olarak İstanbul’daki yapı stokunun en kritik mesele olduğu konusunda hemfikir.
6.0–6.5 büyüklüğünde bir deprem dahi:
-
Riskli binalarda ciddi hasar oluşturabilir
-
Eski yapıların yıkılmasına yol açabilir
-
Altyapı sistemlerini zorlayabilir
Bu nedenle tartışma yalnızca “kaç büyüklüğünde olacak?” sorusuyla sınırlı değil.
Bilimsel Tartışma Neden Önemli?
Deprem bilimi kesin tahminler üretmekten ziyade olasılıklar üzerinden çalışır. Marmara Denizi altındaki fayların karmaşık yapısı nedeniyle farklı modellemeler farklı sonuçlar doğurabiliyor.
Üşümezsoy’un görüşleri, bilim dünyasında süregelen fikir ayrılığının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Bu durum, kamuoyunda kafa karışıklığı yaratsa da bilimsel çoğulculuğun doğal bir sonucu olarak görülüyor.
“Büyük İstanbul Depremi” Gerçekten Masada Değil mi?
Üşümezsoy’a göre Kuzey Marmara genelinde tek parça, 7 ve üzeri büyüklükte bir kırılma ihtimali düşük. Ancak diğer bazı uzmanlar aynı fikirde değil ve Marmara’daki sessizliğin risk biriktirdiğini savunuyor.
Bu iki yaklaşım arasındaki fark:
-
Fayın kırılma davranışı
-
Segmentlerin birlikte mi ayrı mı hareket edeceği
-
Enerji birikiminin seviyesi
gibi teknik parametrelere dayanıyor.
Sonuç: Tartışma Sürüyor, Risk Gerçeği Değişmiyor
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy’un açıklamaları, İstanbul depremi konusundaki yerleşik algıya güçlü bir itiraz niteliği taşıyor. Ancak hangi senaryo öne çıkarsa çıksın, İstanbul’un deprem kuşağında yer aldığı gerçeği değişmiyor.
Uzmanlar, en sağlıklı yaklaşımın:
-
Bilimsel verileri dikkate almak
-
Farklı görüşleri analiz etmek
-
Yapı güvenliğini öncelik haline getirmek
olduğu görüşünde birleşiyor.
Sonuç olarak tartışma devam ediyor; ancak deprem hazırlığının ertelenemeyecek bir zorunluluk olduğu konusunda görüş ayrılığı bulunmuyor.
