İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD ve İsrail ile süren çatışmaların sekizinci gününde yaptığı açıklamalarla bölgesel ve uluslararası gündemi yeniden şekillendirdi. Pezeşkiyan, hem diplomatik hem de askeri açıdan Tahran’ın tavrını net bir şekilde ortaya koyarken, özellikle komşu ülkelere yönelik mesajlarıyla dikkat çekti. Cumhurbaşkanı, İran’a saldırı olmadığı sürece hiçbir komşu ülkeye yönelik saldırı planı olmadığını vurguladı ve bölge ülkelerine karşı düşmanlık beslemediklerini belirtti. “Bölge ülkeleriyle düşmanlığımız yok. Komşu ülkelerden özür diliyorum. İran’a saldırı olmadığı sürece komşu ülkelere saldırmayacağız” sözleriyle, İran’ın diplomatik yaklaşımını açıkça ortaya koydu.
Pezeşkiyan, ayrıca Geçici Liderlik Konseyi toplantısında alınan kararları kamuoyuyla paylaştı. Bu karar çerçevesinde, komşu ülkelere artık saldırı yapılmaması ve füze atılmaması kararlaştırıldı. Cumhurbaşkanı, bu kararı açıklarken, İran’ın hem bölgesel barışı korumayı hem de ulusal güvenliği sağlamayı önceliklendirdiğini belirtti. Karar, bölgedeki gerilimi azaltmayı hedefleyen önemli bir diplomatik hamle olarak değerlendirildi.
Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, ABD ve İsrail’in saldırıları sonrası Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede, İran’a yönelik saldırılar, bölgesel güvenlik durumu ve uluslararası hukuka aykırı müdahaleler ele alındı. Pezeşkiyan, ABD ve İsrail’in saldırılarında hayatını kaybeden İran dini lideri Ali Hamaney’in ölümünü uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendirdi ve Tahran’ın bu saldırılara karşı meşru savunma hakkını savundu. “Hegemon güçler kör ve çaresiz bir güç kullanımıyla iradelerini milletlere dayatmaya çalışıyor. Ancak İran halkının ülkesine ve sistemine verdiği milyonluk destek, bu saldırıların yalnızca milletimizin kararlılığını daha da güçlendirdiğini gösterdi” sözleriyle İran halkının ülkesine sahip çıkma iradesine dikkat çekti.
Bölge ülkelerine ve uluslararası kamuoyuna mesaj veren Pezeşkiyan, ABD askeri üslerinin hedef alınmasının tamamen savunma amaçlı olduğunu vurguladı. “Komşularımızla yaptığımız görüşmelerde, ABD üslerinin hedef alınmasının savunma amaçlı ve ülkemizi ile halkımızı korumaya yönelik olduğunu anlattık. ABD ve Siyonist rejimin son saldırıları, bölge güvenliğinin yalnızca bölge ülkeleri tarafından sağlanabileceğini ve yabancı güçlerin varlığının güvensizliğin temel nedeni olduğunu bir kez daha ortaya koydu” dedi.
Pezeşkiyan, İran’ın diplomatik ve askeri yaklaşımını vurgularken, komşularla olan ilişkilerin her zaman öncelikli olduğunu belirtti. Azerbaycan’a bağlı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ne yönelik iddia edilen İHA saldırısı haberlerini kesin bir dille reddeden Cumhurbaşkanı, “İran, hiçbir zaman komşularına saldırma niyetinde olmadı ve olmayacaktır. Yolumuz, toprak bütünlüğümüzü güçlü şekilde savunmak ve kalıcı barışı sağlamaktır” sözleriyle Tahran’ın diplomatik çizgisini net bir şekilde ortaya koydu.
Bu açıklamalar, Orta Doğu’daki gerilimin yüksek olduğu bir dönemde dikkat çekici bir diplomatik hamle olarak değerlendiriliyor. Pezeşkiyan’ın açıklamaları, İran’ın hem ulusal güvenliğini korumaya hem de bölgesel istikrarı gözetmeye odaklandığını gösteriyor. Tahran, komşu ülkelere saldırmaktan kaçınarak, diplomatik yollarla sorunların çözülmesini öncelikli hedef olarak benimsiyor.
Ayrıca Pezeşkiyan, ABD ve İsrail’in saldırılarının bölgede yarattığı yıkım ve ölümlere dikkat çekti. Bu saldırıların uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve İran halkının direniş kararlılığını daha da güçlendirdiğini belirten Cumhurbaşkanı, Tahran’ın savunma politikalarını ve stratejik duruşunu net bir şekilde ortaya koydu. İran’ın diplomatik temasları ve askeri hazırlıkları, bölgesel güvenliğin sağlanması ve yabancı güçlerin olumsuz etkilerinin azaltılması amacıyla yürütülüyor.
Sonuç olarak, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın açıklamaları, ABD ve İsrail ile süren çatışmalarda İran’ın hem ulusal güvenlik hem de bölgesel istikrar hedeflerini açıkça ortaya koyuyor. Tahran, komşularına saldırmaktan kaçınacağını ve diplomatik yollarla sorunları çözmeyi öncelikli hedef olarak benimsediğini vurgulayarak, bölge ülkeleri ve uluslararası kamuoyuna barışçıl mesaj verdi. Bu gelişmeler, Orta Doğu’daki gerilim ve diplomatik dengeler açısından kritik bir dönemeç olarak değerlendiriliyor.
