Son dönemde artan enflasyon, yükselen düğün giderleri ve ekonomik belirsizlik, evlilik hazırlığındaki çiftlerin davranışlarını önemli ölçüde değiştirdi. Özellikle büyük şehirlerde evlilik planı yapan çiftlerin, artık sadece düğün organizasyonuna değil, olası boşanma sürecine karşı da hukuki önlem almaya başladığı görülüyor.
Noterlerde düzenlenen “mal rejimi sözleşmeleri”ne olan talebin son iki yılda yaklaşık yüzde 40 oranında arttığı belirtiliyor. Uzmanlara göre bu artış, evlilik öncesi ekonomik risklerin daha fazla sorgulanmasından kaynaklanıyor. Çiftler artık yalnızca duygusal değil, finansal açıdan da daha temkinli hareket ediyor.
Düğün masraflarındaki artış dikkat çekici seviyelere ulaşırken, salon kiraları, organizasyon giderleri, ev eşyası, altın ve takı masrafları ile birlikte toplam maliyetin birçok çift için ciddi bir borç yükü oluşturduğu ifade ediliyor. Bu nedenle birçok çift evliliğe kredi çekerek veya uzun vadeli taksitlerle başlamak zorunda kalıyor.
Ekonomik yükün yanı sıra boşanma oranlarındaki artış da evlilik sözleşmelerine ilgiyi artıran bir diğer faktör olarak öne çıkıyor. TÜİK verilerine göre son yıllarda boşanmaların önemli bir kısmı evliliğin ilk birkaç yılı içinde gerçekleşiyor. Bu durum, özellikle genç çiftler arasında “önlem alma” eğilimini güçlendiriyor.
Hukukçular, evlilik sürecinde edinilen malların paylaşımının boşanma davalarında en çok tartışma yaratan konulardan biri olduğunu belirtiyor. Evlilik içinde alınan ev, araç, takı ve hatta ev eşyalarının bile dava konusu olabildiği, bu süreçlerin yıllarca sürebildiği ifade ediliyor.
Özellikle taksitle alınan taşınmazlar ve evlilik öncesi borçlar konusunda yaşanan anlaşmazlıklar, çiftleri daha evlilik başlamadan önce hukuki düzenleme yapmaya yönlendiriyor. Noterlerde yapılan sözleşmelerle taraflar, olası bir ayrılık durumunda mal paylaşımının nasıl yapılacağını önceden belirliyor.
Sosyologlar ise bu durumu, modern evlilik anlayışında önemli bir değişim olarak değerlendiriyor. Uzmanlara göre çiftler artık sadece “birlikte yaşam” değil, aynı zamanda ekonomik riskleri de birlikte yönetme ihtiyacı hissediyor. Bu da evlilik kurumunun romantik yönü kadar hukuki ve finansal yönünü de ön plana çıkarıyor.
Boşanma sürecinin kendisinin de ciddi bir ekonomik yük oluşturduğu vurgulanıyor. Avukatlık ücretleri, yeni yaşam düzeni kurma masrafları, kira ve depozito giderleri ile çocuk bakım maliyetleri, boşanan çiftler üzerinde ek bir baskı oluşturuyor.
Tüm bu gelişmeler, evlilik kurumunun yalnızca duygusal bir birliktelik değil, aynı zamanda ekonomik bir ortaklık olarak da değerlendirilmeye başlandığını ortaya koyuyor. Bu nedenle evlilik sözleşmeleri, artık daha fazla çift için “lüks bir tercih” değil, “zorunlu bir önlem” haline geliyor.
