ABD’nin İran’a yönelik başlattığı askeri operasyonlar, sadece bölgesel güvenliği değil, Amerikan ordusunun mali ve stratejik kaynaklarını da doğrudan etkiledi. 28 Şubat 2026 tarihinde başlatılan koordineli ABD-İsrail saldırıları, Tahran ve diğer İran şehirlerindeki stratejik askeri ve nükleer hedefleri vurmayı amaçladı. Ancak operasyonun ilk iki haftasında ortaya çıkan veriler, ABD’nin milyarlarca dolarlık ekipman kaybı yaşadığını ortaya koydu.
İlk Kayıplar ve Radar Sistemleri
Açık kaynaklar ve uydu analizlerine göre, ABD operasyonun ilk 14 gününde radar sistemleri, savaş uçakları, insansız hava araçları (İHA) ve iletişim terminalleri dahil olmak üzere yaklaşık 3,84 milyar dolar değerinde askeri teçhizat kaybetti. Bu kayıpların en büyüğü, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan ve Ürdün’de konuşlu THAAD balistik füze savunma sistemine ait AN/TPY-2 radar bileşenleri oldu. Radarların tahmini toplam maliyeti 2 milyar dolar olarak hesaplandı. Uydu görüntüleri, bu ülkelerdeki dört radar bileşeninin hasar gördüğünü veya vurulduğunu doğruladı.
Katar’daki El Udeyd Hava Üssü’ndeki AN/FPS-132 erken uyarı radar sistemi, İran’ın misilleme saldırıları sırasında vuruldu ve değeri yaklaşık 1,1 milyar dolar olarak hesaplandı. Katar yetkilileri, radarın ciddi şekilde hasar gördüğünü doğruladı.
İHA ve Savaş Uçaklarındaki Kayıplar
ABD’li yetkililer, CBS News’e yaptıkları açıklamada 11 adet MQ-9 Reaper İHA’nın düşürüldüğünü ve bunun yaklaşık 330 milyon dolar kayba yol açtığını belirtti. Ayrıca, Kuveyt hava savunma sistemleri tarafından “dost ateşi” sonucu düşürülen 3 F-15E Strike Eagle savaş uçağı’nın yerine yenilerinin konulması da yaklaşık 282 milyon dolara mal oldu. Irak’ta düşen KC-135 yakıt ikmal uçağı için yapılacak ikame masrafı ise yaklaşık 80 milyon dolar olarak kayıtlara geçti.
Uydu ve İletişim Sistemlerine Yönelik Hasar
İran’ın Bahreyn’deki ABD Donanması Beşinci Filosu karargahını hedef alan saldırılarında, iki uydu haberleşme terminali ve diğer bazı büyük binalar hasar gördü. Özellikle AN/GSC-52B tipi uydu iletişim terminalleri her biri yaklaşık 20 milyon dolarlık değer taşırken, bu kayıp ABD açısından ciddi bir stratejik risk oluşturdu. Ayrıca New York Times’ın analizine göre, Kuveyt’teki Camp Arifjan Üssü’ne ait uydu görüntülerinde imha edilen üç radar bileşeni de yaklaşık 30 milyon dolar kayba yol açtı.
İran’ın Misillemesi ve Bölgesel Gerilim
ABD ve İsrail, Tahran yönetimi ile diplomatik görüşmeler sürerken 28 Şubat’ta İran’a askeri operasyon başlattı. İran ise hem İsrail hem de ABD üslerinin bulunduğu Katar, BAE ve Bahreyn gibi bölge ülkelerinde hedeflere misilleme saldırıları düzenledi. Bu saldırılar sonucu bölgesel gerilim tırmandı, can kayıpları ve altyapı hasarları meydana geldi.
İranlı yetkililerin açıklamasına göre, ABD-İsrail saldırılarında ölü sayısı 1.348, yaralı sayısı ise 17.000’i aştı. Operasyonlarda İran lideri Ayetullah Ali Hamaney ve çok sayıda üst düzey yetkili de hayatını kaybetti. Bu durum, bölgedeki siyasi ve askeri dengeleri derinden etkiledi.
ABD’nin Ağır Mali Kayıpları
Savaşın ilk iki haftasında ABD’nin kayıpları toplamda 3,84 milyar dolar olarak hesaplandı. Radar sistemleri ve erken uyarı radarları, insansız hava araçları, savaş uçakları ve iletişim terminalleri başlıca maliyet kalemlerini oluşturdu. Analistler, operasyonun bu yüksek maliyeti nedeniyle ABD ve müttefiklerinin önümüzdeki dönemde daha temkinli davranmak zorunda kalabileceğini belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, Orta Doğu’daki güç dengelerini sarsarken, bölgesel güvenliği ve diplomatik ilişkileri de etkiliyor. İran’ın misilleme kapasitesi ve ABD’nin kayıpları, operasyonun yalnızca bölgesel değil küresel etkilerinin de olabileceğini gösteriyor. Önümüzdeki haftalarda, ABD ve İsrail’in operasyonlarını sürdürüp sürdürmeyeceği, İran’ın karşı hamlelerinin boyutu ve bölgedeki diğer aktörlerin tepkisi, uluslararası kamuoyunun gündeminde olacak.
Bu savaşın maliyeti ve stratejik sonuçları, ABD için yalnızca ekonomik kayıpları değil, aynı zamanda bölgesel diplomasi ve askeri planlama açısından ciddi sınavları da beraberinde getiriyor. Operasyonun gidişatı, önümüzdeki dönemde Orta Doğu’daki güç dengeleri ve ABD’nin bölgedeki askeri varlığının sürdürülebilirliği üzerinde belirleyici olacak.
