Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Kıbrıs Türk halkının güvenliğini sağlamak ve adada bozulan anayasal düzeni yeniden tesis etmek amacıyla 20 Temmuz 1974 tarihinde başlattığı Kıbrıs Barış Harekatı’nın üzerinden 52 yıl geçti. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) düzenlenen törenlerle anılan harekat, Kıbrıs Türklerinin varoluş mücadelesinde dönüm noktalarından biri olarak değerlendirilmeye devam ediyor.
Kıbrıs’ta yaşanan sorunların temeli, Osmanlı Devleti’nin 1878 yılında adanın yönetimini geçici olarak İngiltere’ye bırakmasına kadar uzanıyor. İngiltere’nin 1914 yılında adayı tek taraflı ilhak etmesi ve Lozan Antlaşması ile bu durumun resmiyet kazanmasının ardından, adadaki Rum toplumunda Yunanistan’a bağlanma anlamına gelen “Enosis” hedefi giderek güç kazandı. Yunanistan’ın da destek verdiği bu politika, yıllar içerisinde Kıbrıs’taki Türk ve Rum toplumları arasındaki gerilimi artıran en önemli unsurlardan biri oldu.
Rum milliyetçilerinin Enosis hedefini gerçekleştirmek amacıyla 1 Nisan 1955’te kurduğu EOKA örgütü, kısa sürede silahlı eylemlerine başladı. Örgüt, yalnızca Kıbrıs Türklerini değil, Enosis’e karşı çıkan Rumları ve İngiliz yönetimini de hedef aldı. Saldırılar nedeniyle yüzlerce kişi hayatını kaybederken, çok sayıda Türk köyü boşaltıldı ve binlerce Kıbrıs Türkü güvenlik gerekçesiyle yaşadığı yerlerden ayrılmak zorunda kaldı.
Artan saldırılar karşısında Kıbrıs Türk toplumu da kendi savunmasını oluşturmak amacıyla 1958 yılında Türk Mukavemet Teşkilatı’nı (TMT) kurdu. TMT, Kıbrıs Türklerinin can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla faaliyet gösterirken, adadaki iki toplum arasındaki gerilim giderek daha da derinleşti.
Kıbrıs’taki çatışmaları sona erdirmek amacıyla 1959 yılında imzalanan Zürih ve Londra Antlaşmaları sonucunda Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık’ın garantörlüğünde 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Ancak kurulan ortaklık devleti uzun ömürlü olmadı. Rum yönetiminin anayasal düzeni tek taraflı değiştirme girişimleri ve Kıbrıs Türklerinin siyasi haklarını sınırlandırmaya yönelik adımları, adada yeni bir kriz dönemini başlattı.
20 Aralık 1963’te başlayan ve tarihe “Kanlı Noel” olarak geçen saldırılar, Kıbrıs Türklerinin hafızasında derin izler bıraktı. Rum silahlı gruplarının Türk mahallelerine düzenlediği saldırılar sonucunda yüzlerce kişi yaşamını yitirirken, 100’den fazla Türk yerleşim yeri boşaltıldı ve yaklaşık 25 bin Kıbrıs Türkü göç etmek zorunda kaldı. Bu dönemin en acı olaylarından biri ise Lefkoşa’nın Kumsal semtinde yaşandı. Türk Alayı’nda görev yapan Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi Mürüvvet İlhan ile çocukları Murat, Kutsi ve Hakan evlerinin banyosunda öldürüldü. “Kumsal Katliamı” ya da “Banyo Katliamı” olarak anılan bu olay, Kıbrıs tarihinin en trajik simgelerinden biri haline geldi.
1964 yılında Rum ve Yunan birliklerinin Erenköy bölgesine yönelik saldırıları üzerine Türkiye, garantörlük sorumluluğu kapsamında hava harekatı düzenledi. Aynı operasyon sırasında uçağı düşürülen Türk Hava Kuvvetleri Pilotu Yüzbaşı Cengiz Topel esir düştü ve gördüğü ağır işkenceler sonucu şehit edildi. Bu gelişmeler, adadaki güvenlik krizinin uluslararası boyuta taşınmasına neden oldu.
Kıbrıs’taki gerilim, 15 Temmuz 1974’te Yunanistan’daki askeri cunta tarafından desteklenen darbenin ardından zirveye ulaştı. Darbecilerin Enosis’i gerçekleştirme yönündeki girişimleri üzerine Türkiye, 1960 Garanti Antlaşması’ndan doğan müdahale hakkını kullanma kararı aldı. 20 Temmuz 1974 sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından başlatılan Kıbrıs Barış Harekatı, “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla tarihe geçti.
Harekatın ilk aşamasında Türk birlikleri Girne kıyılarına çıkarma yaparken, paraşüt birlikleri Lefkoşa çevresine indirildi. Yoğun çatışmaların ardından Türkiye’nin askeri müdahalesiyle Kıbrıs Türklerinin yaşadığı bölgelerde güvenlik sağlanmaya başlandı. Birleşmiş Milletler’in çağrısıyla 22 Temmuz’da ateşkes ilan edilse de Cenevre’de yürütülen görüşmelerden sonuç alınamaması ve Kıbrıs Türklerinin güvenliğine yönelik tehditlerin sürmesi üzerine Türkiye, 14 Ağustos 1974’te ikinci harekatı başlattı.
İkinci harekatın tamamlanmasıyla birlikte adadaki bugünkü fiili sınırlar büyük ölçüde şekillendi. Türkiye, harekatın amacının adada kalıcı bir işgal değil, garantörlük hakları çerçevesinde anayasal düzeni yeniden tesis etmek ve Kıbrıs Türklerinin güvenliğini sağlamak olduğunu vurguladı. Kıbrıs Türkleri ise harekatı, özgürlük ve güvenliklerini sağlayan tarihi bir dönüm noktası olarak değerlendirmeye devam ediyor.
Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Türk Silahlı Kuvvetleri 498 askerini şehit verirken, Kıbrıs Türk Mücahitleri de 786 şehit verdi. Harekata katılan binlerce Mehmetçik ve mücahit, Kıbrıs Türklerinin güvenliği için mücadele ederken, şehitler her yıl düzenlenen törenlerde saygı ve minnetle anılıyor.
Bugün Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kapsamında resmi törenler, şehitlik ziyaretleri, askeri geçitler ve anma programları gerçekleştiriliyor. Kıbrıs Barış Harekatı’nın 52’nci yıl dönümü dolayısıyla yapılan etkinliklerde, harekatın Kıbrıs Türk halkının geleceği açısından taşıdığı önem bir kez daha vurgulanırken, adada kalıcı, adil ve sürdürülebilir bir çözüm bulunmasına yönelik diplomatik girişimlerin de sürdürülmesi gerektiği ifade ediliyor.
