İran ile ilgili olduğu belirtilen misilleme saldırılarının ardından ABD basınında yer alan haberler, Orta Doğu’daki gerilimin yeniden ciddi şekilde tırmandığını öne sürdü. The Hill kaynaklı değerlendirmelere göre, saldırıların hedefinde Körfez bölgesindeki ABD Silahlı Kuvvetleri üsleri ve kritik askeri altyapılar yer aldı.
Haberlere göre saldırılarda özellikle pistler, radar sistemleri, uçak hangarları, mühimmat depoları, komuta kontrol merkezleri ve uydu iletişim altyapıları hedef alındı. Bu saldırıların bazı üslerde operasyonel kapasiteyi geçici olarak düşürdüğü ve ciddi teknik hasarlara yol açtığı iddia edildi.
Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün ve Bahreyn’de bulunan ABD üslerinin farklı düzeylerde etkilendiği belirtilirken, en ağır hasarın iletişim ve komuta sistemlerinde meydana geldiği ifade edildi. Uzman değerlendirmelerine göre bu tür sistemlerin zarar görmesi, askeri koordinasyon açısından ciddi riskler oluşturabiliyor.
Haberde dikkat çeken bir diğer iddia ise toplam zararın ekonomik boyutuna ilişkin oldu. İlk tahminlere göre saldırıların Körfez bölgesindeki ABD askeri altyapısına yaklaşık 5 milyar dolara varan bir mali yük getirdiği ileri sürüldü. Ancak bu rakamın yalnızca doğrudan hasarı kapsadığı, dolaylı kayıpların ve uzun vadeli etkilerin henüz hesaplanmadığı vurgulandı.
Özellikle ABD Donanması’nın 5. Filosu’na ait komuta merkezinde meydana geldiği iddia edilen hasarın tek başına yüz milyonlarca dolarlık onarım gerektirebileceği belirtildi. Bu durum, bölgedeki askeri varlığın yeniden yapılandırılması ihtimalini gündeme getirdi.
Pentagon’ın konuya ilişkin resmi açıklama yapmaması ise dikkat çekti. Bu sessizlik, saldırının boyutu ve etkileri hakkında farklı spekülasyonların ortaya çıkmasına neden oldu.
Genel tabloya bakıldığında, bu gelişmelerin Orta Doğu’da zaten yüksek olan tansiyonu daha da artırdığı ve bölgedeki güç dengelerini etkileyebilecek yeni bir kriz dalgasını tetikleyebileceği değerlendiriliyor. Uzmanlar, özellikle askeri tesislere yönelik bu tür saldırıların karşılıklı misillemeleri artırabileceği ve daha geniş çaplı bir gerilim riskini beraberinde getirebileceği uyarısında bulunuyor.
