Miras paylaşımı konusunda toplumda doğru sanılan pek çok bilgi, uygulamada farklı sonuçlar doğurabiliyor. Özellikle çocuğu bulunmayan evli çiftler arasında yaygın olan “Eşim vefat ederse tüm mal varlığı bana kalır.” düşüncesinin her durumda geçerli olmadığına dikkat çeken hukukçular, Türk Medeni Kanunu’ndaki yasal miras hükümlerinin farklı bir paylaşım öngördüğünü belirtiyor. Uzmanlara göre vasiyetname bulunmadığı takdirde, sağ kalan eş her zaman mirasın tamamına sahip olamıyor ve ölen kişinin anne, babası ya da kardeşleri de mirasçı olabiliyor.
Miras hukuku üzerine değerlendirmelerde bulunan Avukat Turan Gündönmez, kamuoyunda sıkça karşılaşılan bu yanlış algının birçok aileyi hukuki süreçte şaşırttığını söyledi. Gündönmez, özellikle çocuk sahibi olmayan çiftlerde mirasın otomatik olarak eşe geçtiği yönündeki inanışın doğru olmadığını belirterek, yasal paylaşımın Türk Medeni Kanunu’nda açık şekilde düzenlendiğini ifade etti.
Kanunda yer alan miras hükümlerine göre, bir kişinin çocuk bırakmadan hayatını kaybetmesi halinde miras paylaşımı yalnızca eş üzerinden yapılmıyor. Sağ kalan eş mirasçılar arasında yer alsa da, mirasın tamamını alamıyor. Paylaşım, ölen kişinin anne ve babasının hayatta olup olmamasına göre değişiklik gösteriyor.
Eğer vefat eden kişinin anne ve babası hayattaysa, sağ kalan eş terekenin yalnızca yarısına sahip oluyor. Kalan yüzde 50’lik bölüm ise anne ve baba arasında eşit şekilde paylaştırılıyor. Böylece ev, arsa, banka hesapları ve diğer mal varlığı üzerinde anne ve babanın da yasal miras hakkı doğuyor.
Anne ve babanın daha önce yaşamını yitirmiş olması halinde ise miras paylaşımında ikinci zümre mirasçılar devreye giriyor. Bu durumda sağ kalan eş yine mirasın yarısını alırken, kalan yarısı ölen kişinin kardeşlerine geçiyor. Dolayısıyla uzun yıllar birlikte edinilen mal varlığının önemli bir bölümü, herhangi bir vasiyetname bulunmadığı takdirde kardeşlerle paylaşılabiliyor.
Avukat Turan Gündönmez, bu durumun uygulamada sık sık aile içi anlaşmazlıklara neden olduğunu belirterek, vatandaşların miras planlamasını hayattayken yapmasının önemine dikkat çekti. Gündönmez, özellikle “nasıl olsa her şey eşime kalacak” düşüncesiyle hareket edilmesinin ilerleyen süreçte beklenmedik hukuki sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.
Uzmanlara göre bu durumun önüne geçmenin en etkili yolu ise usulüne uygun şekilde hazırlanmış bir vasiyetname düzenlemek. Türk hukukunda kardeşlerin saklı pay hakkı bulunmadığını hatırlatan Gündönmez, kanunun izin verdiği sınırlar içerisinde hazırlanacak geçerli bir vasiyetname sayesinde mirasın tamamının eşe bırakılmasının mümkün olabileceğini söyledi.
Vasiyetnamenin resmi şekilde noter huzurunda düzenlenebileceği gibi kişinin tamamen kendi el yazısıyla hazırlayacağı el yazılı vasiyetname biçiminde de yapılabileceği belirtiliyor. Kanunda öngörülen olağanüstü şartların oluşması halinde ise sözlü vasiyetname düzenlenmesi de mümkün olabiliyor. Ancak her yöntemin belirli şekil şartlarına tabi olduğu ve hukuki geçerlilik için bu kurallara uyulması gerektiği vurgulanıyor.
Gündönmez, miras paylaşımının mali sonuçlarını örnek bir hesaplama üzerinden de anlattı. Değeri 1 milyon lira olan bir mal varlığında vasiyetname bulunmaması halinde sağ kalan eş yalnızca 500 bin lira miras alırken, kalan 500 bin lira ölen kişinin kardeşlerine ya da anne ve babasına geçebiliyor. Buna karşılık hukuken geçerli bir vasiyetname hazırlanmış olması halinde, gerekli şartların sağlanması durumunda mirasın tamamının eşe bırakılması mümkün olabiliyor.
Hukukçular, miras planlamasının yalnızca yüksek mal varlığı bulunan kişiler için değil, her aile için önemli olduğunu belirtiyor. Özellikle ev, arsa, banka hesabı veya farklı taşınır ve taşınmaz mal varlığı bulunan kişilerin ileride yaşanabilecek hukuki uyuşmazlıkların önüne geçebilmek için miras hukukuna ilişkin hak ve yükümlülüklerini önceden öğrenmeleri tavsiye ediliyor.
Uzmanlar ayrıca her miras dosyasının aile yapısına, mirasçı durumuna ve kişisel şartlara göre farklılık gösterebildiğini hatırlatarak, vasiyetname hazırlanması veya miras planlaması yapılmadan önce alanında uzman bir hukukçudan profesyonel destek alınmasının büyük önem taşıdığını ifade ediyor. Böylece hem yasal hak kayıplarının önüne geçilebileceği hem de miras paylaşımı sırasında aile bireyleri arasında yaşanabilecek uyuşmazlıkların en aza indirilebileceği belirtiliyor.
