Eylül 2026’da yürürlüğe girmesi planlanan tek kullanımlık plastik yasağı, Türkiye plastik sanayisinde büyük bir paniğe ve belirsizliğe yol açtı. Sektör temsilcileri, yasağın 35 bin kişilik doğrudan istihdamı tehdit ettiğini ve yaklaşık 10 milyar dolarlık makine parkurunun kullanılmaz hâle gelme riski taşıdığını belirtiyor.
Sahadan gelen bilgiler, yasağın duyulmasının ardından müşterilerin tek kullanımlık plastik ürün siparişlerini askıya aldığını, bu durumun ise bazı firmaların istihdamı azaltma planlarını gündeme getirdiğini ve yeni makine yatırımlarını durdurduğunu gösteriyor. Ayrıca bankaların, plastik sanayi yatırımları için yapılan kredi başvurularına temkinli yaklaşması sektörde endişeyi artırıyor.
Sektör Dernekleri Ankara’da Mesai Yapıyor
Yasağın geri çekilmesi veya yeniden düzenlenmesi için sektör dernekleri, Ankara’da kapsamlı raporlar hazırlıyor. Türk Plastik Sanayicileri Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV) Başkanı Yavuz Eroğlu, yasağın olası etkilerini detaylı olarak paylaştı.
Eroğlu, Türkiye’de gündeme getirilen tek kullanımlık plastik yasaklarının, çevre politikası gibi görünse de sanayide daralma, istihdam kaybı, ihracatta düşüş ve enflasyonda artış gibi zincirleme ekonomik sonuçlar doğurabileceğini söylüyor. AB’de son yıllarda yaşanan aşırı düzenlemelerin sanayiyi zayıflatması örnek gösterilerek, Türkiye’nin benzer bir yanlış adımı tekrar etmesinin ciddi riskler barındırdığı vurgulanıyor.
Alternatif Ürünler Tüketiciye Ağır Maliyet Getirecek
Yasakla birlikte plastik ürünlerin yerine getirilecek alternatiflerin, teknik, ekonomik ve çevresel açıdan yeterince değerlendirilmediğini belirten Eroğlu, bazı alternatiflerin plastikten daha pahalı ve çevreye zararlı olacağını öne sürüyor:
- Kağıt pipetler: Plastik pipetlere göre 5-7 kat daha pahalı ve kullanım sırasında yumuşayarak tüketici memnuniyetini düşürüyor.
- Bambu bazlı ürünler: Tamamen ithal ve su kaynaklarını tüketiyor; Türkiye’de yetiştirilemiyor.
- Cam ambalajlı ürünler: Plastik ambalaja kıyasla çok daha pahalı; maliyet farkı doğrudan raf fiyatlarına yansıyacak.
Eroğlu, bu durumun özellikle su, süt, peynir, kahve gibi temel tüketim ürünlerinde fiyat artışına yol açacağını ve dar gelirli vatandaşın günlük yaşamını doğrudan etkileyeceğini belirtiyor.
AB Örneği Gerçekçi Değil
Kamuoyunda sıkça dile getirilen “AB yasaklıyor, biz de uygulamalıyız” yaklaşımının gerçeği yansıtmadığını ifade eden Eroğlu:
- Türkiye, 20 AB ülkesine ihracat yapmaya devam ediyor.
- Eğer AB’deki yasaklar tam olarak uygulanıyor olsaydı, Türkiye’nin ihracatı mümkün olamazdı.
- Ticaret Bakanlığı verileri, Avrupa’da yasakların pratikte uygulanmadığını açıkça gösteriyor.
Bu da Türkiye’nin AB’ye uyum bahanesiyle hayata geçirmeyi planladığı yasakların, dış pazarlar açısından da gereksiz bir baskı yaratacağını ortaya koyuyor.
Sektörün Stratejik Önemi ve Ekonomik Büyüklük
Plastik sanayi, Türkiye için stratejik bir sektör olarak görülüyor. Eroğlu, tek kullanımlık plastik ürünlerdeki yıllık üretim ve ihracat rakamlarını şöyle aktarıyor:
- Yıllık üretim miktarı: 1,4 milyon ton
- Üretim değeri: 4,4 milyar dolar
- Yıllık ihracat miktarı: 1 milyon ton
- İhracat değeri: 3 milyar dolar
Yasak, doğrudan istihdam kaybı riski olarak 35 bin kişiyi, tedarikçi ve bağlantılı sektörlerle birlikte ise yaklaşık 100 bin kişiyi etkileyebilir.
Piyasalarda Durma ve Yatırım Engeli
Yasak tasarısı, sektörde yeni siparişlerin askıya alınmasına ve yatırım planlarının durmasına yol açtı. Bankaların kredi başvurularına şüpheyle yaklaşması, yeni makine yatırımlarının yavaşlamasına sebep oldu. Uzmanlar, bu durumun sektörde uzun vadeli durgunluk ve işsizlik riskini artıracağını belirtiyor.
Tüketici ve Ekonomiye Yansımaları
- Ambalaj maliyetlerindeki artış, gıda fiyatlarına doğrudan yansıyacak.
- Enflasyonist baskı, özellikle temel tüketim ürünlerinde hissedilecek.
- Dar gelirli vatandaşın günlük tüketim alışkanlıkları olumsuz etkilenecek.
Eroğlu, “Sektörde yaşanacak daralma, istihdam kaybı ve ihracat düşüşü, sadece sanayiye değil, genel ekonomik dengeye de zarar verecek” diyerek, yasağın kapsamlı bir ekonomik analizle yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
